Haber
24.7.2020
AKP, FETÖ ile Olan Geçmişini Toplumsal Hafızadan Silme Gayreti İçinde
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel, AKP'nin 'sosyal medya' teklifinin yasalaşarak milyonlarca kullanıcının mağdur edilmemesi için Meclis'te bütün yolları kullanacaklarını, yasalaşırsa Anayasa Mahkemesi'ne başvuracaklarını söyledi.

Genel Başkan Yardımcısı Adıgüzel, parti genel merkezinde sosyal medya düzenlemesine ilişkin yaptığı basın toplantısında şöyle konuştu:

"Değerli basın mensupları,

Öncelikle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sizlerle bir araya gelmemizin sebebi, AKP ve MHP tarafından Meclis Başkanlığına sunulan ve bugün de Adalet Komisyonu’nda görüşülecek olan sosyal medya düzenlemesi.
Bilindiği üzere 5651 sayılı Kanun kapsamında yapılması planlanan değişiklikler uzun bir süredir iktidar partisi ve MHP’nin gündemindeydi. Geçtiğimiz Nisan ayında iktidar partisi tarafından sözde pandemi ile mücadele kapsamında bir taslak metin hazırlanmış, ancak özellikle sosyal medya platformlarına yönelik ağır yaptırımlar içeren teklif kamuoyundaki tepkilerin ardından geri çekilmişti.

Yine geçtiğimiz hafta tüm partilerin ortak kararı ile Bilişim Komisyonu kurulmasına karar verilmişti, ancak buna rağmen faaliyet alanı doğrudan 5651 sayılı kanun olan komisyonun kurulmasının beklenmesine dahi gerek duyulmadan dün iktidar partisi temsilcileri, konunun kamuoyunda tartışılıp olgunlaştırılmasına dahi imkan tanımadan, apar topar hazırlanmış, kendi içlerinde bile tartışmaya neden olduğu aşikar olan bir teklif sundu. Öyle ki teklif yalnızca 8 imza ile Meclise sunulabildi. Oysa AKP ve MHP'nin üye sayısı toplam 340'dır. Yani AKP ve MHP dahi kendi milletvekillerine bu metni imzalatamamış durumdadır. İktidar ortakları kendi milletvekillerini dahi bu sansür düzenlemesi konusunda ikna edebilmiş görünmemektedir.

Bizim aceleci, ısrarcı ve uzlaşmadan uzak bir tavır içinde sunulmuş ve amacı sosyal medyayı zapturapt altına almayı amaçlayan böylesi bir teklife sıcak bakmamız asla beklenmesin. Kaldı ki teklifin Meclis Başkanlığına sunulmasının ardından iktidar temsilcileri ile yaptığımız görüşmede de ifade ettiğimiz üzere eğer iddia edildiği gibi ortada bir uzlaşma arayışı vardı ise bu görüşmelerin teklif sunulmadan önce tüm partilerin katılımıyla yapılması gerekirdi.

Özellikle bu konuya ilişkin her fırsatta Fransa ve Almanya örneği veren iktidarın bu ülkelerdeki düzenlemelerin aylar süren istişareler sonunda alındığı gerçeğini göz ardı etmesi kabul edilemez. Kaldı ki birazdan da değineceğimiz üzere iktidarın referans olarak gösterdiği Almanya’daki “NetzDG” kanunu Ocak 2018 yılında yürürlüğe girmeden önce uzun bir süre tartışılmıştır. Konuya ilişkin olarak 2015 yılında bir çalışma grubu oluşturulmuş ve konusu suç olan içeriklerin yönetimi ve bu konuda nasıl mücadele edilmesi gerektiği 2 seneden uzun bir süre tartışılmıştır. Benzer şekilde, yakın zamanda Fransa’da yapılan yasal değişiklik, 2018 yılında oldukça kapsamlı ve detaylı hazırlanan Avia raporuna dayanmaktadır. İlk olarak 20 Mart 2019’da yasa tasarısı olarak meclise sunulmuş ve neredeyse bir yıllık bir görüş ve değerlendirme süreci gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda tasarı ancak Mayıs 2020’de meclis tarafından onaylanmıştır. Kaldı ki ifade özgürlüğü ve platformlara getirmiş olduğu yükümlülükler bakımından yoğun bir şekilde eleştirilen düzenlemenin katı hükümleri Fransa Anayasa Mahkemesi tarafından 18 Haziran 2020 tarihinde Fransız Anayasası’na aykırılık gerekçesiyle iptal edilmiştir.

Yani özetle 2 ülke örneğinin de AKP’nin iddia ettiği gibi başarılı örnekler olduğunu söylemek mümkün değil. Her iki ülkede de bu düzenlemeler halen büyük tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

Kaldı ki biz zaten Türkiye’deki mevcut İnternet Kanunu’nun AB İlerleme raporlarında da dikkat çekildiği üzere ifade özgürlüğünü kısıtlayan ağır hükümler içermesi bakımından düzenlemeye muhtaç olduğunu sıklıkla belirttik. Ancak yapılacak bu düzenleme siyasi partilerin, özel sektörün, akademisyenlerin, hukukçuların, bilişim alanında faaliyet gösteren meslek örgütleri ve sivil toplumun ortak aklı ve çalışmaları ile hayata geçirilmelidir. Toplumun genelini ilgilendiren bir düzenlemenin böyle üstenci bir yaklaşımla oldubittiye getirilmesi kabul edilemez.
AKP’nin “ben yaptım oldu” anlayışı ile yapılacak bir düzenleme, Türkiye’nin dijital özgürlükler konusunda hâlihazırda yaşadığı daralmayı artırmanın ötesinde, internet erişimi konusunda yaşadığımız teknik altyapı sorunlarına ve yetersizliklerine de çözüm üretmeyecektir.

Değerli basın mensupları,

Öncelikle, ifade etmeliyim ki, bu teklife sosyal medya düzenlemesi dememiz mümkün değil! Bu teklif, sosyal medyadaki muhalif düşünceleri zapturapt altına almaya yönelik bir SANSÜR teklifidir. 12 Eylül darbecilerine rahmet okutacak bir düzenlemedir.

Peki, neden sansür teklifi olarak değerlendiriyoruz?

Öncelikle bu temsilcilik meselesini açmak gerekiyor. Getirilen düzenlemede deniliyor ki 1 milyondan fazla kullanıcısı olan sosyal medya platformları zorunlu olarak Türkiye'de temsilcilik açacak. Ofis açmazlarsa sırasıyla artan miktarlarda idari para cezası, reklam vermeme ve internet bant genişliğini daraltma cezası ile karşı karşıya kalacaklar. 

İnternet bant genişliğinin daraltılması, ilgili sosyal medya platformlarına erişimin bağlantı yokmuşçasına yavaşlatılması anlamına gelmektedir ki bu kabul edilebilir bir yaptırım değildir. Bu yaptırım tamamen sosyal medya kullanıcılarının kullanım haklarını ihlal etmek anlamına gelmektedir. Kaldı ki bu uygulama dünyada tartışılan ağ tarafsızlığı ilkesini ihlal etmenin ötesinde, Türkiye’de bir süredir siyasi iktidar tarafından ‘bant genişliğini daraltma’ yöntemiyle uygulanan sansüre de yasal zemin hazırlayacak, bu sansür ve yasaklama biçimini olağanlaştıracaktır.

Türkiye’de özellikle siyasi iktidarın terör olaylarının ardından ‘bant genişliğini daraltma’ yöntemiyle internete erişimi yavaşlatma yoluna başvurduğunu ve bu yolla bir nevi sansür uyguladığını biliyoruz.

AKP iktidarında, Twitter, Facebook ve Youtube başta olmak üzere sosyal medyaya yönelik ‘bant genişliğini daraltma’ yöntemi rutin bir sansür uygulamasına dönüşmüştür. Bunun son örneklerinden birini 33 askerimizin Idlib’de şehit olmasının ardından yaşamıştık. Hatırlanacağı üzere, terör saldırısının ardından Twitter, Facebook, Whatsapp gibi uygulamalar kullanılamaz hale gelmiştir.

Hatta 2016 yılında dönemin Başbakanı Binali Yıldırım tarafından yapılan açıklamada “Güvenlik açısından zaman zaman bu tip tedbirlere başvurulabilir, bunlar geçici tedbirlerdir. Tehlike bertaraf edildikten sonra her şey normale dönecektir” ifadeleri ile bant daraltma uygulaması, sansür savunulmuştur.

Yine temsilci atama zorunluluğu yükümlülüğüne getirilen yaptırımlardan reklam vermeme yaptırımı da üzerinde detaylıca konuşulması gereken bir yaptırımdır. AKP bu yaptırım vasıtasıyla yalnızca sosyal medya platformlarını değil Türkiye’deki farklı nitelikteki kullanıcıları da cezalandırmayı amaçlamaktadır.

Günümüzde ve özellikle pandemi dönemi süresince pek çok büyük ya da küçük ölçekteki işletme operasyonlarını internet ortamına taşımış ve bu süreçte müşteri ve kullanıcıları ile sosyal medya platformlarına vermiş oldukları reklamlar aracılığı ile temas halinde kalabilmiştir. Günümüzde sosyal medya mecraları küçük işletmelerin tüketicilere ulaşmasında temel alanlardan biri haline dönüşmüştür. Örneğin bakın Türkiye'de 1,7 milyon KOBİ’nin Facebook’ta bir işletme sayfası olduğu belirtiliyor. Bu da ülkemizdeki KOBİ'lerin %55'ine tekabül etmektedir. Facebook araçları üzerinden gerçekleşen pazarlama faaliyetlerinin 2018 yılında ekonomiye 15.3 milyar TL katma değer yarattığı belirtiliyor. Bugüne kadar Facebook platformları aracılığı ile 209.000 kişilik bir istihdam yaratıldığını da görmezden gelemeyiz. Yurtdışından 135 milyon kişi Türkiye'den en az bir KOBİ’nin sayfasını takip edip onların ürün ve hizmetlerine dair bilgi sahibi oluyor, bu ürün ve hizmetleri yurtdışından satın alıyor. Facebook’ta aktif olan bu işletmelerin 98%'i Facebook uygulama ailesinin işlerini büyütmelerine yardımcı olduğunu, 91%'i ise Facebook platformları sayesinde satışlarını artırdığını ifade ediyor.

Böyle bir tabloda direkt kullanıcıları etkileyen böylesi bir yaptırımı kabul etmek mümkün değildir. AKP'nin kendi siyasi istikbali için üretime böyle bir zarar vermesine izin veremeyiz.
Değinmemiz gereken bir başka mevzu ise veri yerelleştirilmesi. Tasarıda “Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt içi veya yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcı, Türkiye’deki kullanıcıların verilerini Türkiye’de barındırma yönünde tedbirleri alır” şeklinde bir düzenleme yer almaktadır. Bu düzenleme açık bir fişleme faaliyetinin ön hazırlığıdır. AKP eski ortağı FETÖ'den öğrendiği fişleme tekniklerine bir yenisini daha eklemek için bu düzenlemede ısrarcı. Ancak istenen düzenlemenin teknik olarak uygulanabilirliğinde ciddi sıkıntılar olacaktır.

AKP bu düzenleme ile "Ya benim fişlememe yardım et, ya da Türkiye'den çık" demektedir.

Tasarı sosyal ağ sağlayıcılarının Türkiye’deki kullanıcılarının verilerini Türkiye’de barındırmakla yükümlü̈ kılıyor ancak veri işlemesinde ulusal bir ayrımın teknik olarak mümkün olmayacağı için bu düzenleme ilgili dijital mecraların Türkiye'den çekilmesine yol açacaktır. İlgili sosyal medya şirketlerinin çok az ülkede veri merkezleri olduğu; bu merkezlerin de ciddi maliyetler getiren yatırımlar oldukları bilinmektedir. Bütün bunlar düşünüldüğünde, hele de böylesi bir kriz, pandemi ortamında sosyal ağ sağlayıcılarının bu talepleri karşılayamayacağı ortadadır.

Özetle hiçbir sosyal medya platformunun buna uyması mümkün gözükmemektedir. Dünyada da zaten Çin ve Rusya olmak üzere bazı ülkelerde verilerin tamamının ya da bazılarının ülke içerisinde saklanmasına yönelik hukuki düzenlemelere niyetlenildiği ancak uygulamada karşılaşılan zorluklar nedeniyle uygulanamadığı bilinmektedir. Keza Hindistan, Endonezya ve Vietnam da benzer düzenlemeler ön görüldükten sonra veya taslak olarak yayınladıktan sonra bahse konu hukuki düzenlemeleri geri çekmişlerdir.

Tasarının en sıkıntılı alanlarından biri “erişim engellemeleri – içeriğin çıkarılması” ayrımı. Bilindiği üzere mevcut 5651’de 9. madde kapsamında sadece "erişim engelleme" yaptırımı mevcut. Fakat Meclise getirilen teklifte taslakla "​içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi" şeklinde bu maddenin kapsamı genişletiliyor.

İktidar bunu “vatandaşın unutulma hakkı” diye savunuyor ancak burada asıl yapılmak istenen, iktidarın kendi karanlık geçmişini unutturma arzu ve isteğidir. Bu kararla birlikte haber siteleri sulh ceza hakimliklerinin kararı doğrultusunda erişime engellenen içerikleri kaldırmak zorunda kalacaklar. Yani ayakkabı kutularından tutun da geçmişteki yolsuzluk haberlerinin kaldırılması, bir başka deyişle internetten temizlenmesi sağlanacak. Bu maddenin esas gerekçesi AKP'nin FETÖ ile olan geçmişini toplumsal hafızadan silme gayretidir.

Değerli arkadaşlar,

İçerik çıkarma düzenlemesi kabul edildiğinde bu AKP'nin FETÖ'yü besleyip büyüttüğü günleri anlatan bu fotoğraflar rahatlıkla sosyal mecralardan silinebilecek...

Yine yer sağlayıcılara/yani platformlara yönelik tazminat sorumluluğu getirilmektedir. Öncelikle böyle bir sorumluluk internet düzenlemelerinin genel prensibi olan yer sağlayıcının içerikten sorumlu olmaması sebebiyle 5651 sayılı Kanun sistematiği ile bağdaşmamaktadır. Kaldı ki bu tazminat korkusu platformlar üzerinde büyük bir baskı unsuru yaratacak, ifade özgürlüğünü ortadan kaldıracaktır.

Değerli medya mensupları,

İktidarın bu düzenlemeye yönelik yaklaşımına baktığımızda konuyu basitçe bir temsilcilik mevzusu diye anlatma gayretinde olduğunu görmekteyiz. Ancak önümüzdeki bu tasarı Türkiye gibi yargı bağımsızlığın olmadığı, yandaşa yönelik hakaretin en ağır ceza ile cezalandırıldığı ancak yandaş olmayana yönelik hakaretin, küfürün, saldırının cezasız bırakıldığı bir ortamda son derece tehlikeli sonuçlar doğuracaktır.

Türkiye’de git gide artan sansür uygulamalarının sosyal medya platformları tarafından açıklanan yıllık şeffaflık raporlarında da dikkat çekmektedir. Türkiye’nin durumu özellikle Twitter Şeffaflık Raporlarında diğer ülkelerle karşılaştırıldığında çok vahimdir. Twitter’da kaldırma taleplerinin yüzde 74’ünün geldiği 2 ülkeden biri TÜRKİYE. VPN’nin bile yasaklandığı bir ülkedir Türkiye.

Yine geçmişte yaşadığımız Vikipedi, Youtube örnekleri bile bize bu sonuçlar hakkında önemli ipuçları vermektedir. Geçmişte yaşadıklarımız yargının nasıl suiistimal edildiğini özler önüne sermektedir. Vikipedi’nin 2,5 yıl yine Youtube’nun 2,5 yıl yasaklı olduğu, sendika.org’un 63 kez erişime engellendiği bir Türkiye’de bunu basit bir temsilcilik mevzusu şeklinde geçiştiremezsiniz.

EngelliWeb 2019 raporuna göre Türkiye'de 2019 sonu itibarı ile 408.494 web sitesi, 130.000 URL adresi, 7.000 Twitter hesabı, 40.000 tweet, 10.000 YouTube videosu ve 6.200 Facebook içeriği erişime engelli.

Sosyal medya paylaşımları nedeniyle her gün onlarca insan gözaltına alınıyor. Bakın yalnızca 65 günlük pandemi döneminde bile “asılsız ve provokatif” olduğu iddia edilen koronavirüs paylaşımları yüzünden 10.111 sosyal medya hesabı incelenmiş, 1105 kişi hakkında dava açılmış, 510 kişi de gözaltına alınmış. 

TV’leri, gazeteleri zapturapt altına alan iktidarın yeni hedefi, internetin Alo Fatih’lerini yaratmak, tek adam yönetimini güvence altına alacak bir sosyal medya inşa etmektir. Amaçlanan, muhalefet her sesin kesildiği, salt yandaşların, içi boş övgü cümlelerinin sarf edilebildiği bir alan yaratmak. Bu gayenin yegane sebebi ise yerel seçimleri ile fragmanını gördüğümüz, AKP’nin yaklaşan seçim hezimetinin Erdoğan ve çevresinde yarattığı korku iklimidir.

Değerli medya mensupları,

Son olarak ifade etmek isterim ki biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu teklife karşı hem Komisyon hem de Genel Kurul aşamasında sonuna kadar mücadele edecek, itirazlarımızı dile getireceğiz. Bizim bu teklifi bu haliyle kabul etmemiz mümkün değildir. 2007’den bu yana çeşitli kere değişime uğrayan ve adeta bir sansür yasasına dönüşerek vatandaşın üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan İnternet Kanunu’nun düzenlemeye ihtiyacı olduğu aşikardır. Ancak bunun yolu sansürden ve kısıtlamadan değil, daha özgürlükçü, kapsayıcı ve çoğulcu bir düzenlemeden geçmektedir.

Hepinize teşekkür ediyorum.